banner53

Kanal İstanbul'a Hiç ama Hiç Gerek Yok!

Kanala rağmen, İstanbul Boğazı’nın önemini korumasını beklemek çok büyük yanılgıdır! Topraklarımızın bağlarından koparılmasına ve kanala hiç ama hiç gerek yoktur!

Kanal İstanbul'a Hiç ama Hiç Gerek Yok!

Dünya Gazetesi'nden Aydın Öncel'in Yazısı...

Kanal İstanbul çevresel, jeopolitik, stratejik, siyasi, ekonomik vb. nedenlerden dolayı, iktidardan-muhalefete, bilim insanından vatandaşa, yazardan müteahhide kadar herkesin çok özenli kelimeler seçerek tartışması gereken hassasiyette bir konu başlığıdır.

Dolayısıyla ülkenin böyle bir ihtiyacı olup, olmadığı yönünde doğru karar verebilmek için sürece durum analizi yaparak başlamak sanıyorum en doğru yöntem olacaktır.

Boğaz ve kanalların önemi

İki kara arasında kalan ve iki denizi birleştiren dar deniz parçalarına “boğaz”, boğaz görevi gören, iki karayı insan gücünü kullanarak ayıran yapay bir boğaza da “kanal” diyoruz.

Dünya üzerinde Çanakkale, İstanbul, Cebelitarık, Hürmüz, Babül Mendep, Messina, Bering, Macellan, Malakka, Dover gibi siyasi, coğrafi, stratejik, ekonomik öneme sahip boğazların doğal varlığı yanında Panama, Süveyş, Kiel, Korint gibi kanalların da çeşitli ihtiyaç ve nedenlerden dolayı yapıldığı bilinmektedir.

Adı geçen yerler o kadar değerlidir ki, İran ve Irak arasında 8 yıl süren savaşın odak noktası adeta Hürmüz Boğazı olmuştur. Keza, Cebelitarık Boğazı da yüzlerce yıl İngiltere ve İspanya arasında en ciddi anlaşmazlık nedeni olarak tarihe geçmiştir.

Bununla birlikte Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla bu boğazın değerinin arttığı da yadsınamaz bir gerçektir. Kanal sayesinde, Batı Avrupa ile Hint Okyanusu arasındaki yol binlerce kilometre kısalarak, kıta ülkelerinin Cebelitarık Boğazı'ndan Kızıldeniz'e ve Hint Okyanusu'na ulaşımı sağlanmıştır.

Burada kısa örneklerden de anlaşıldığı gibi boğazların ve kanalların kimlerin lehine, kimlerin aleyhine konumlandığı önemlidir.

Daha uzun yıllar gündemi meşgul edeceği anlaşılan “Kanal İstanbul” konusunu, boğazlar üzerinde asker bulundurmamızı ve buna bağlı olarak tam egemenliğimizi sağlayan, Doğu Akdeniz'de elimizi güçlendiren Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni gelecekteki tartışmalara bırakarak, gelin biraz daha sadeleştirip, anlaşılır kılmaya çalışalım...

Projenin sözde çılgınlığı, toplanan arsalar, rant planları, yap-işlet-devret modeli ve bütçe özelindeki tartışmalar bir yana, ülkelerin adaları ana karaya bağlama çabaları ortadayken, dünya coğrafyası üzerinde jeopolitik önemi tarihe geçmiş İstanbul Boğazı’nı bir şekilde by-pass ederek, haritaların yeniden çizilmesi sizlere ne kadar anlamlı geliyor, bu elbette ki cevap bulması gereken ilk sorudur.

Olmamalı ya, hadi diyelim olumsuz çevresel faktörlerin tartışılmasını da öteledik, denizciliğin duayenleri bile projeyi sektör ve ülke ekonomisi açısından gereksiz bulmaktadır.

Ayrıca, bu projenin ticari gemiler için daha fazla risk barındırdığını vurgulayan sektör uzmanları, İstanbul Boğazı'nın güvenliğinin uluslararası standartlarda olduğunda da hemfikirler.

Projeyi savunanların tek argümanının bu olduğu düşünüldüğünde ise, geriye geçerli, mantıklı hiçbir neden kalmıyor...

Bugüne kadar hiçbir kanal doğal geçiş yolu yani boğazlar varken nedensiz açılmamıştır. Hepsi ya bir gereklilikten ya da bazı güç odağı ülkelerin kendi çıkarlarını gözetmelerinden projelendirilmiş ve hayata geçirilmiştir.

Ülkemize değer katan, jeopolitik ve jeostratejik önemi tüm dünya tarafından kabul görmüş boğazımızın değil ama kanal projesinin geçerli bir dayanağa ihtiyacı vardır.

Bu konuda toplumsal mutabakat sağlanmadıkça başımızın çok ağrıyacağı da bilinmelidir!..

Bağ dokusundan ayırmak

Diş hekimliğinde kanal tedavisi, hasar görmüş ya da iltihaplanmış dişi onarmak ve kurtarmak için yapılan bir uygulamadır. Bu tedavi sonucunda dişi canlı tutan pulpa artık var olmadığından, tedavi edilen diş, kırılganlaşarak daha hassas hale gelir.

İşte bu nedenle kanal açılmadan, dişi bağ dokusundan ayırmadan önce alınan görüntünün iyi okunması teşhis, tedavi ve uygulama sürecinde oldukça önem kazanır.

Bu benzetmeden yola çıkarak, kaybedilen değerlerin bir daha asla yerine gelmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. “İnsan ulaşamadığı her şeyin delisi, ulaştığı her şeyin nankörüdür.”

Dünya coğrafyası üzerindeki en değerli boğazlara sahip olmanın değerini bilmeden, bugünlerde vurulacak bir kazma yarının Türkiye’si için onarılmaz hasarlara yol açacaktır.

Biz, hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz.(3) Kanala rağmen, İstanbul Boğazı’nın önemini korumasını beklemek çok büyük yanılgıdır! Topraklarımızın bağlarından koparılmasına ve kanala hiç ama hiç gerek yoktur!..

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER