banner53

Mirastan Mal Kaçırma Durumunda Ne Yapılır?

Miras hakkı tanınan kişiler Türk Medeni Kanunu’nda sayılmıştır. Ölen kişinin mirası kanunda sayılan kişiler arasında paylaştırılacaktır bu konuda tartışma yoktur. Fakat uygulamada kişi ölmeden önce malını mirasçılarından birini satmış gibi göstererek diğer mirasçıları tercihen kızları bu haktan mahrum bırakmaktadır.

Mirastan Mal Kaçırma Durumunda Ne Yapılır?

Avukat Tevrat Duran'ın Yazısı...

Mirasın ya da hayatta iken malların nasıl ve kimler arasında paylaştırılacağı genellikle patriliniyal yani mirasta baba soyu hakimiyet ve üstünlüğüne faydalıdır.

Yasalarımız ise bilateral yani hem anne hem baba tarafından eşit pay alma sistemini benimsemiştir.

İşte çerçevede kızların ya da izole edilmiş oğulların yasaca tanınmış haklarını almasına dayalı bu davalara Uygulamada ve öğretide (muris muvazaası) olarak tanımlanan muvazaa niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) olabilir.

Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1 Nisan 1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün yani miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Gerçekte ölen kişinin zihninde gizlediği gerçek iradesinin ve amacının tespiti gerekir. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Örneğin 500 bin liralık bir apartman dairesini tapuda 100 bin lira göstererek oğluna satan kişinin gerçekte bu daireyi oğluna bağışlamış olduğu kabul edilir.

Ölen kişinin yaptığı satışın gerçekte satış olup olmadığının sağlıklı olarak belirlenmesi gerekir. Örneğin miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının olup olmadığı, davalıların alım gücüne sahip olup olmadıkları, murisin başka taşınmazlarının ve sosyal güvencesinin bulunup bulunmadığı, ölümünden önce nerede ve kiminle yaşadığı araştırılmadığı gibi hususların titizliklikle araştırılması gerekir.

Yukarıdaki örnekte mirasbırakanın yaptığı satış zamanaşımı engeliyle karşılaşmadan iptal edilecek ve mirastan mahrum bırakılan kişi dava açarak hakkına kavuşabilecektir. Son bilgi notu olarak söylemek gerekir ki her olaya göre yukarıdaki kural değerlendirilmelidir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER